30 Ocak’ta Başka Bir Ülkede – Farklı Bir GGJ Deneyimi

09Şub10

Selin Çıray

Karın sonunda yağmaya başlamış olmasından dolayı bütün uçuşların ya iptal edildiği ya da iki saat gecikme ile kalkabildikleri, güzel bir Perşembe günü Ankara’dan dört kişi uçağa binebildiğimiz vakit, bizi neyin beklediği ile ilgili, Ankara’daki GGJ deneyimimizden gelen, az bir fikrimiz vardı. Hollanda’ya gidip, 48 saat içinde bir oyun üretip, geri dönecektik. Bunun dışında, bu süreçte bize ses dizaynı ile ilgilenen, orada tanışacağımız arkadaşların eşlik edeceğini ve bizden ‘sesçi’lerin bir oyunun tasarımı esnasında ne gibi katkıları olabileceği ile ilgili bir araştırmaya katılmamız istendiğini biliyorduk. Misafir öğrenciler olarak, gruplarımız önceden belirlenmişti, sadece daha kimse ile tanışmamıştık.

Olaysız şekilde Hollanda’ya vardıktan sonra, ziyaretimizin ikinci gününde HKU’ye (Utrecht School of the Arts) [i] ev sahiplerimizle tanışmaya gittik. Gruplarımız 3’er audio tasarımcısı, 3’er programcı olarak kurulmuştu. Grup arkadaşlarımızla kısa bir tanışma ve HKU’nün tanıtımından sonra, yaka kartlarımızı almaya kayıt masasına gittik, organizasyon olarak Türkiye ile ilgili ilk farkı burada gözlemleyebildim. Organizasyon sahibi Dutch Game Garden [ii], katılımcıların kendi gruplarıyla kayıt olmasına izin vermesine rağmen, grubunu orada oluşturacak insanlar da vardı. Bu kişilerin kabiliyetlerine göre (programcı, tasarımcı, grafik tasarımcısı, ses tasarımcısı) birbirlerini bulmalarına yardımcı olmak için yaka kartlarına yapıştırılabilecek renkli kağıtlar hazırlanmıştı. Böylece insanlar birbirlerinin yaka kartından ne ile ilgilendiklerini anlayabileceklerdi. Grubum belli olmasına rağmen programcı ve tasarımcı olduğumu gösteren mavi ve beyaz çıkartmalarımı yapıştırdıktan sonra, toplaşma salonu olan yemekhaneye geçip etkinliğin başlangıcı olan konuşmayı beklemeye başladık. Bu süre bayağı uzayınca, daha çok insanla tanışma ve sohbet etme fırsatı bulduk. En azından Hollandalı öğrencilerin canayakın insanlar olduklarını söyleyebilirim. Yaklaşık yarım saat sonra konuşmacıları dinlemek için bir amfiye alındık, burada bütün merkezlere gösterilen İngiliz editör ve oyun tasarımcısı Ste Curran’ın motivasyonel videosunu izledikten sonra GameHouse ve Microsoft’tan birer konuşmacıyı dinledik. Microsoft Bey’in konuşması Imagine Cup’ın bir reklamı niteliğinde olup, çok başarılı bir reklam da değildi, konuşması bittikten sonra ben ve çevremde oturan bir kaç arkadaşım söylediklerinin aslında hiçbir şey anlatmadığı konusunda hem fikirdik. Microsoft’un Konuşmacısı Bey, GGJ ruhundan uzak kendi ürünleri ile ilgili bir konuşma yapmış ama anlaşılan o konuşmasını da planlamamıştı.

Konuşmalardan sonra, tekrar yemekhaneye alındık, gruplarımızı kurmadan önce ‘takımlarımız’ ile tanışmamız isteniyordu. Hepimizin yaka kartının arkasında bir yapboz parçası vardı, ve yemekhanedeki masaların üzerine yapbozlardaki resimler konmuştu. Kendi yapboz parçamıza uyan masadaki insanlarla tanışıp, bir süre oyunlarla bir süre de kendi çalışma alanımızla ilgili sohbet ettik. Bu etkinlik, grubunu orada kurmak üzere gelmiş insanlar için bence faydalı bir etkinlikti. Tema ve anahtar kelimelerimiz, bizimle aynı takımda olan kişilerle beraber otururken açıklandı. Tema, bütün merkezlerde olduğu gibi Deception/Aldatma, anahtar kelimelerimiz ise key/anahtar, monkey/maymun ve donkey/eşekti. Burada Türkiye’den farklı olan bir diğer uygulama daha benim hoşuma gitti. Gruplarımızla kendi oyunumuzu tasarlamak üzere bize verilecek olan ofislere çıkmadan önce, bütün masalara boş bir kağıt ve tahta kalemi getirildi, bizden grubumuzu bulmadan önce yapboz takımı arkadaşlarımızla tema ve anahtar kelimeler üzerine beş dakika fikir yürütmemiz istendi. Böylece kendi grubumuzla çalışmaya başlamadan önce konu üzerinde biraz da olsa düşünmüş olacaktık ve belki birbirinin fikirlerini beğenen insanlar bir grup olarak çalışmaya devam edeceklerdi. Bu beş dakikalık süre bittikten sonra, kayıt masasından çalışacağımız odanın numarasını öğrendik, ve gidip odamıza yerleşip kendi grubumuzla oyunumuzu tasarlamaya başladık.

Bu noktada aramızda ses tasarımcılarının da bulunmasının çok faydalı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü oyunumuz için son olarak müzik besteletmek yerine, seslerin yön verdiği bir oyun yapmaya karar verdik. Acaba kör bir ajanı oyun dünyasında seslerle yönlendirsek mi diye başlayan fikrimiz, en sonunda uzayda dolaşan bir maymunu engellerle dolu bir labirentin sonuna çekici ve itici seslerle götürmeye vardı, böylece Astro Monkey [iii] oyununun ana hatları belli olmuş oldu. Hepimiz C++ ve C# biliyorduk, ama bu konuda benden daha deneyimli olan arkadaşlarım Can ve Stefan oyunu Flash ve ActionScript kullanarak yapmamızın daha kolay olacağını söylediler. Bu durumda ben de ilk gecemi ve ikinci günün sabahını ActionScript öğrenerek geçirdim. Bir prototip çıkarmada yarattığı kolaylıkları gördükten sonra doğru bir karar vermiş olduklarını söyleyebilirim. Hatta Flash’ın imkanlarını kullanarak daha sonra aslında müzisyen olan Ted ile kolayca level tasarımı da yaptık. Biz oyunun kodlanması ile ilgilenirken, ses ile ilgilenen arkadaşlarımız Ted, Eliad ve Kerim, oyunumuzda kullanılacak olan müzik ve ses efektlerinin yapımına devam ettiler. Hatta Eliad ve Kerim, daha sonraki aşamalarda grafikleri de hazırladılar. Geçen seneki ve bu seneki GGJ deneyimlerimi karşılaştırdığımda grupta görev dağılımının da eşit bir şekilde olmasının çok büyük avantaj sağladığını düşünüyorum. Oyunun çekirdeğini tasarladıktan sonra gönül rahatlığı ile hepimiz birbirimizi kendi işine bırakabildik. Arada aklımıza gelen yeni fikirleri paylaşarak oyunumuzu rahatlıkla geliştirebildik. Ses tasarımı ile ilgilenen arkadaşlarımızın ortaya bir fikir attıktan sonra, biz programcıların aramızda konuşarak o fikrin olabilirliğine, en azından 48 saatte uygulanabilirliğine karar vermemizi beklemeleri de geçen seneki gibi çok yüksek hedefler koyup zamanımızın yetmemesine engel oldu.

Bir oylama yapılacağını bilmelerine rağmen Hollanda’daki GGJ’nin farklarından biri de insanların oraya nihai olarak iyi bir fikir ortaya atıp, güzel bir oyun tasarlamak için gitmeleri. Konuştuğum pek çok kişi oyunlarını tamamlamaktan ziyade, daha sonra da devam edebilecekleri iyi bir tasarım elde etmek ve en çok da eğlenmek için oraya gitmişti. Herkes kazanmak istiyordu, ama önemli olan kazanmak değildi.

GGJ’nin uygulama olarak Türkiye’den bir farkı da, katılımın ücretli olması. Bu ödenen ücret, yemek hizmeti olarak katılımcılara geri dönüyor. Üç gün boyunca kahvaltı, öğlen ve akşam yemeği servis edildi, son gün ise herkesi mutlu eden bir şekilde biramız vardı. Fakat Hollanda yemeklerinin geçen sene Türkiye’de yediğimiz sandviçleri arattığını söylemeliyim. Tabi bu biraz mutfaklarıyla da alakalı, aynı ücret ülkemizde alınarak yemek hizmeti sunulsa, büyük ihtimal çok daha mutlu olabilirdik (yanlış anlaşılmasın, Hollanda’da olduğumuzdan çok daha mutlu olabilirdik, sandviçler de gayet güzeldi).

Oyunumuzu geliştirmemiz Stefan ve Can’ın insan üstü çabaları sonucu, son derece sorunsuz oldu (en azından benim için). Yine de son sabah sadece oyunumuza sesleri entegre edecek kadar vaktimiz oldu, sunumumuzda Ted ile benim yaptığımız level tasarımını kullanamadık, yine de oynanabilir bir oyunumuz vardı. Açıkçası oyunumuzun ne kadar tamamlanmış olduğu ile, etkinlikten aldığımız keyif kadar ilgilenmiyorduk, ve de bizi asıl memnun eden güzel bir fikir bulmuş olduğumuzu düşünmemizdi. Bir oylama yapılacağını bilmelerine rağmen Hollanda’daki GGJ’nin farklarından biri de insanların oraya nihai olarak iyi bir fikir ortaya atıp, güzel bir oyun tasarlamak için gitmeleri. Konuştuğum pek çok kişi oyunlarını tamamlamaktan ziyade, daha sonra da devam edebilecekleri iyi bir tasarım elde etmek ve en çok da eğlenmek için oraya gitmişti. Herkes kazanmak istiyordu, ama önemli olan kazanmak değildi. Nitekim, 48 saat içinde, okulda sabahlayanlar kadar, grup arkadaşlarıyla içmeye gidenler, gününün büyük kısmını koridorda nerf savaşlarıyla geçirenler, Guitar Hero oynayanlar, hatta iki günün neredeyse tamamını tasarımla geçirip, oyunu yazmaya son sabah başlayanlar bile vardı.

48 saatimiz bitince, çoğu grup gibi biz de odamızdan bir masayı koridora çıkarıp üzerine bilgisayarımızı kurduk. Sunumumuza çok kafa yormamıştık, diğer gruplar masalarına oyunlarının özelliklerini anlatan kağıtlar yerleştirmiş, kullandıkları grafikleri veya storyboard’ları da sergilemeye karar vermişlerdi. Bunlar gayet güzel fikirler olmakla beraber, bizim aklımıza gelmediğini itiraf etmeliyim. Saat 18 olunca, jüri üyeleri masaların arasında bir heyet olarak dolaşıp sunumları dinlemeye başladılar. Sunumlar için bütün grupların üçer dakikası vardı. Jürinin sunumları dinleme süresini, herkes mümkün olduğunca diğer oyunları oynamaya çalışarak geçirdi, bu da (en azından geçen sene) Türkiye’de bulamadığımız bir fırsattı. Oyunlar arasında oynanış olarak gayet güzel olanlarla beraber, sırf estetiği veya öyküsü için oynanabilecek oyunlar da vardı. GGJ’nin sayfasından olabildiğince oyunu denemenizi zaten tavsiye ederim.

Ödüllere gelince, burada da jüri tarafından ilk üç oyuna ödül verilmekle beraber, bir de katılımcıların oylarıyla seçtiği bir oyuna ödül veriliyor. GGJ’de ödül verilmesi konusunda, geçen sene Türkiye’de de böyle bir şey yapılmasına şaşırmış, ve daha sonra Gamasutra.com’da pek çok yerde böyle bir uygulama olmadığını okumuştum. GGJ’ye katıldığım iki senede de ‘kazanan’ oyunların bunu gerçekten hak ettiklerine inansam da, ‘yarışma’ düşüncesinin GGJ deneyimine çok yakışmadığı fikrindeyim; ama söylediğim gibi, kimsenin böyle bir amacı veya bir ödülü düşünerek çalıştığı bir ortam zaten yoktu.

Minik gayrı resmi ödül töreni aslında gayet neşeli geçmesine rağmen yine beni ve bir kaç kişiyi rahatsız eden bir şey oldu. Herkes heyecanla sonuçları beklerken, yine Microsoft Bey mikrofonu eline alıp, Imagine Cup’tan bahsetti. Bu ikinci konuşması da çok bilgilendirir nitelikte olmamakla beraber, bu iki günde sanki Microsoft’u unutabilirmişiz gibi (!), böyle araya sıkıştırmak istediği reklamın özellikle ödüllerden önce ‘hepsini aynı odada bulmuşken bir daha anlatayım’ dercesine yapılmış olması bize çok güzel bir davranış gibi gelmedi.

Ödüllerin verilmesinden sonra, 48 saatin yorgunluğu ile biraz daha arkadaşlarımızla muhabbet edip, otelimize dönmek üzere ayrıldık. Okulun bulunduğu Hilversum’dan Utrecht’e dönerken trende karşılaştığım bir kaç kişiyle daha GGJ hakkında konuşma fırsatı buldum. Onlar da belki haklı olarak anahtar kelimelerin sadece ‘biz de oyuncu karakterimizi maymun yaparız’ hilesi ile kullanılmalarından rahatsız olmuşlardı, bunun anahtar kelimelerin çok sığ bir kullanımı olduğuna inanıyorlardı. Bu konuda onlara ne kadar hak vereceğimi bilemedim. Bir yandan anahtar kelimelerin oyunda sadece bir nesne veya karakter olarak kullanılmalarının biraz basite kaçmak olduğu konusunda katılıyorum, bir yandan da zaman kısıtlaması işin içine girince bana çok büyük bir hileymiş gibi gelmiyor. Bizim bile bu hileyi yaptığımızı söyleyebilirim, anahtar kelimeleri de oynanışa etki edecek bir şekilde oyunda kullanmayı tercih ederdim, ama oyunumuzun tasarlanması sürecinde kafamızdan çıkmışlar gerçekten. Bir diğer dikkat çektikleri konu ise ilk üçe giren iki oyunun XNA ile yapılmış olması ve jüriler arasında Microsoft çalışanları olduğuydu, bu konuda haklı olabilirler, ama ben bu yönde çok fikir yürütmemeyi tercih ediyorum, zira ilk üçe giren oyunların zaten çok başarılı olduklarını düşünüyordum, ama bir teori olarak aklımda yer etti. İki günlük maceramız tren yolculuğu da bitince sona ermiş oldu. Daha sonra otelimize dönüp iyi bir uyku uyuduk.

Gezmemiz için ayrılan bir günden sonra da uçağımıza binip Türkiye’ye döndük. Hızlı Hollanda maceramız da böylece bitmiş oldu, ülkemizde yapılan GGJ’nin nasıl geçtiğini de çok merak etmekle beraber, Hollanda seyahatinin de tadı damağımızda kaldı.

Not: Resimler için Can’a ve Zuraida’ya teşekkürler.

[i] http://www.hku.nl/web/English.htm

[ii] http://www.dutchgamegarden.nl/

[iii] http://www.globalgamejam.org/2010/astro-monkey

Reklamlar


No Responses Yet to “30 Ocak’ta Başka Bir Ülkede – Farklı Bir GGJ Deneyimi”

  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: